Warning: Undefined array key 0 in /var/www/vhosts/haberyanki.com/httpdocs/wp-content/themes/haberadam/functions.php on line 608

Warning: Undefined array key "kategoriAyarlar" in /var/www/vhosts/haberyanki.com/httpdocs/wp-content/plugins/adamp/pages/single.php on line 10

Warning: foreach() argument must be of type array|object, null given in /var/www/vhosts/haberyanki.com/httpdocs/wp-content/plugins/adamp/pages/single.php on line 12

DEM Parti'den fotoğraf eleştirilerine yanıt

Meclis'te verilen resepsiyon sırasında Mermerli Salon'da çekilen görüntüye gelen eleştirilere DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan yanıt verdi. Bakırhan, "Bir fotoğraf karesine çok büyük anlam yüklememek gerekiyor" dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’nin yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda kamuoyuna yansıyan fotoğraflara yönelik eleştirilerle ilgili, “Binlerce karelik fotoğrafta tebessümlü bir kareyi alıp onun üzerinden Türkiye'nin en dinamik, en kararlı, 12 partisi kapatılmasına rağmen vazgeçmeyen, direnen, duran bir siyasi partisinin böyle bu biçimde eleştirilmesi, sadece bizim açımızdan değil umumi anlamda üzücü, demokrasi adına üzücü. Biz bu meselenin çözümü için herkesle oturmaya, müzakere etmeye varız” dedi. Bakırhan, “Bunu yapanlar iyi niyetli değil. Bunu yapanların niyeti kırılgan olan Kürt kitlesini aslında muhalefet zemininden uzaklaştırarak tepkilendirecek bir noktaya getirmektir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, gündemdeki konulara ilişkin DEM Parti Genel Merkezi'nde  değerlendirmelerde bulundu.

Meclis’in açılış özel oturumuna ve TBMM’nin açılış resepsiyonuna CHP'nin katılmamasını değerlendiren Bakırhan, CHP’nin aldığı karara saygı gösterdiğini belirtti.

TBMM’nin açılış resepsiyonunda, DEM Partililerin ve öbür muhalefet partilerinin liderlerinin Erdoğan ile beraber çekilmiş fotoğraflarına yönelik eleştirileri haksız bulduğunu vurgulayan Bakırhan, şöyle konuştu:

"Bir fotoğraf karesine fazla aka mana yüklememek gerekiyor"

“Biz bir eleştiri, öz eleştiri partisiyiz, hareketiyiz. Evet toplum eleştiriyorsa bundan kendimize dersler alıyoruz. Asla topluma rağmen siyaset yapmayız. Toplumun çoğunlukla eleştirdiği bir kareyi de bir zafer, bir başarı, onlara rağmen iyi bir şey olarak anlatmayız fakat bir fotoğraf karesine de fazla aka mana yüklememek gerekiyor. Meclis zaten müzakere, diyalog üzerinedir. Türkiye toplumu, siyasi partileri orada sorunları tartışsın, çözsün diye, bir arada müzakere etsin diye göndermiş. Aslında bugüne kadar bu ve benzer görüntülerin olmaması aka eksiklikti. Türkiye toplumunu getirdiğimiz yere bakar mısınız? Meclis'te siyasi partilerin bir araya gelmesi eleştiri konusu oluyor. Niye bugüne kadar olmamış? Her devre bir parti, birkaç parti ötekileştirilmiş. Bugün bir araya gelince de toplum garipsiyor. Niçin Meclis'teyiz? Biz zaten 'müzakere partisiyiz' diyoruz. Müzakere için oradayız.

Kürt meselesi, iktisat meselesi, Alevi yurttaşların sorunları, kadınların yaşadığı ağır sorunları gidermek, ekonomide adalet için, emekliler, ezilenler, katledilen tabiat için tamamı için oradayız. Evet, rekabet var, mücadele var. Günün sonunda da şayet topluma da yarayacaksa, toplumu rahatlatacaksa ortak görüntüler de verilir, ortak masaya da oturulur. Ortak görüntü vermek, ittifak etmek, işbirliği etmek anlamına gelmiyor. Tam bilakis artık konuşabilmeyi başarmalıyız. Böylesine bir kutuplaştırılmış ki toplum bir siyasi parti, bir öbür partiyle oturduğu zaman fazla aka anlamlar yükleniyor. Biz Türkiye'nin en zorlu koşullarda mücadele eden fazla önemli demokratik muhalefet zeminiyiz.

"CHP'ye dönük operasyonlar karşısında nerede durduğumuza bakılırsa kim olduğumuz anlaşılır"

Bizim şayet tavrımız, duruşumuz merak ediliyorsa cezaevindeki yoldaşlarımızın ortaya koyduğu tutumdan nerede durduğumuz anlaşılır. CHP'ye, belediyelerine dönük operasyonlar ve tutuklamalar karşısında nerede durduğumuza bakılırsa bizim ne olduğumuz, kim olduğumuz, ne yapmaya çalıştığımız anlaşılır.

Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul İl Örgütü'ne yapılan operasyon ve sonrasında polis ablukasını devirmek için gitmedi, biz Tülay Eş Başkanımızla beraber oraya gittik. Polis panzerleri arasında binaya girdik. Net bir şekilde tavrımızı ortaya koyduk. 'Bu bir yanlıştır' dedik. 'Bu cin şeylerden vazgeçilmelidir' dedik. Hem de ayın 15'inden önce gittik. Niye? İktidarın bu konudaki politikalarını eleştirmek için, karar verilmeden önce DEM Parti'nin, Kürtlerin tavrını net bir şekilde ortaya koymak için gittik.

Ayıptır, bunları görmeden, bilerek iktidar namına çalışan kendisine tırnak içerisinde sol, ulusalcı diyen bazen çevreler aslında bir biçiminde bu fotoğraf üzerinde tepinerek bizim tabanımızı öbür yere yönlendirmeye çalışıyor. Bilmeyerek yaptıklarını zannetmiyorum.

"Biraz vicdanlı olmak lazım"

Biz beş dönemdir muhalefetle aslında bir biçiminde işbirliği yapan bir siyasi partiyiz. İki yerel seçimde, İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde, en son Kılıçdaroğlu seçiminde… İkinci turda Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendisi bazen illerde kepenk indirmesine rağmen biz bölgede kale denilen İzmir'in daha üzerinde yüksek oylar çıkardık. Biraz vicdanlı olmak lazım.

Binlerce karelik fotoğrafta bir tebessümlü bir kareyi alıp onun üzerinden Türkiye'nin en dinamik, en kararlı, 12 partisi kapatılmasına rağmen vazgeçmeyen, direnen, duran bir siyasi partisinin böyle bu biçimde eleştirilmesi doğrusunu söylemek gerekirse bizim açımızdan değil umumi anlamda üzücü. Demokrasi adına üzücü. Biz bu meselenin çözümü için herkesle oturmaya, müzakere etmeye varız.

"Hem müzakere ederiz, hem mücadele ederiz"

Bizi muhalefet olma, muhalefet yapma kimliğimizden alıkoymaz. Biz hem müzakere ederiz hem sokakta mücadele ederiz. Hem fotoğraf veririz hem etraf kırımı karşısında Muğla'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı'yla beraber miting yaparız. İstanbul İl Örgütü'ne dönük hukuksuzluklarla ilgili gider önünde izah yaparız. Biz üçüncü yoluz.

Müzakereye de aleni yaklaşırız, samimi yaklaşırız, mücadeleyi de aleni yaparız. Cezaevini, baskıları, kapatılmayı dikkate almadan doğruyu söyleriz. Şimdi böyle bir geleneği bir fotoğrafla, iktidarla ilişkilendirmek, öbür anlamlar yüklemek gerçekten fazla fena çünkü açıkça sizin aracılığınızla söylüyorum; bunu yapanlar iyi niyetli değil. Bunu yapanların niyeti kırılgan olan Kürt kitlesini aslında muhalefet zemininden uzaklaştırarak tepkilendirecek bir noktaya getirmektir.

Diyarbakır'da, Kars'ta, Siirt'te bazen televizyon ve basın yayın organlarındaki bu söylemi kullanan insanların sanki ana muhalefet partisi adına konuştuğunu insanlar düşünüyor. Dolayısıyla herkese de bir sorumluluk düşüyor. Bizim mücadelemize bakarak değerlendirilelim. Bir fotoğrafa fazla anlamlar yüklenmemeli fakat biz bu süreci de önemsiyoruz.İlerlesin istiyoruz. Bu konuda samimiyiz. 7/24 saat sokaklardayız.”

"Bu değerlendirmeler bizi kırıyor"

2013-2015 yıllarında çözüm süreci dönemindeki vazife meydan Akil İnsanlar grubu ile bir araya geldiklerini anımsatan Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“DEM Parti, aka emeklerle, aka bedellerle bugünlere gelmiş bir siyasi partidir. Arkamızda yüzlerce arkadaşımızın yaşamını yitirdiği bir mücadele var. Binlerce arkadaşımızın onurlu şekilde cezaevindeki duruşları, direnişleri var. Bu hukuksuzluklara, antidemokratik uygulamalara karşı nasıl aka bir mücadele yürüttüğümüzü sanırım bilmeyen yoktur. Dolayısıyla bu algılar, bu yalan yanlış değerlendirmeler sadece bizi kırmıyor. Bizim tabanımızı, kitlemizi de kırıyor. Muhalefete karşı da tepkilendiriyor.

Maalesef insanlar şöyle bakıyor; 'Şu yayın organı şu iddiaya yakın. Şu yayın organı şu partiye yakın. Dolayısıyla orada bir şey söylenmişse onun arkasındaki ya da onun etkisindeki siyasi partinin aslında söylemidir' gibi yaklaşıyor.

Bir lahza önce Türkiye bunlardan çıkmalı. Gerçek gündemine dönmeli. Kürt meselesi başta olmak üzere, demokratikleşme konusunu atılacak adımları konuşmalı. Herkes yol haritasını ortaya koymalı. Biz barışı ve demokrasiyi birbirinden ayrı görmüyoruz. İkisi bir bütündür, rekabet halinde değil. Aksine beraber yürürse memlekete, topluma, yaşayanlara katkı sunar diye düşünen bir siyasi gelenekten geliyoruz. Barış diyoruz fakat yanına da biraz önce söylediğim gibi 'Neden kayyum atanıyor? Niye seçilmişler cezaevinde? Niye tutuklu yargılanıyor? Niye infazda adaletsizlik var? Niye KHK'liler sorunu alaşılmadı?' diyen sokakta da mücadele eden hakkını arayanların yanında duran bir siyasi partiyiz. Muhalefet adına söz kurmaya çalışırken aslında iktidarın yelkenine yel taşımamalı. Daha makul, daha doğru eleştiriler yaparak bize de aslında yol açan, yol gösteren bir yaklaşım içerisinde olmalı.

Tabii ki biz eleştirileri dikkate alacağız fakat fazla abartılı şeyler var. ‘Kimler kimlerle?’ İlk kere Meclis'te Cumhurbaşkanı bizi davet etmiş, gitmişiz. Özgür Bey bizi davet ediyor, gidiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi geldi, tokalaştık. Bunların hepsinin bir sebebi var. Memleketteki bu kutuplaşma bitsin. Memlekette olmayan hukuk, adalet, demokrasi bu topraklara gelsin. Meselelerimizi beraber çözelim, tartışalım.”

“Sayın Özel fazla önemli şeyler söyledi, aramasaydı şaşırırdık”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisini aradığı anımsatılarak, “Özel, ‘muhalefete muhalefet etme dönemi sona erdi’ dedi. Bekliyor muydunuz böyle bir çıkış ve bu telefon sizi şaşırttı mı?” sorusuna Bakırhan şu yanıtını verdi:

“Bizim Sayın Özel ile aslında devre dönem görüştüğümüz, bir araya geldiğimiz bir durumumuz var. Çok önemli şeyler söyledi. Genel kapsayıcı, bu meselelere sağduyu ile yaklaşan bir lider. Bizi aramasına şaşırmadık, aramasaydı şaşırırdık çünkü duyarlı bir insan. Bu cin durumlarda kesinlikle tavrını net olarak ortaya koyan bir parti başkanı olarak gördüğümüz için şaşırmadık. Teşekkür ediyoruz. Sayın Özel, en zor süreçlerde bizi arayan ve dayanışma duygularını ortaya koyan, aslında Türkiye'deki siyasette de yeni bir çığır açan birisidir. Görüşüyoruz, konuşuyoruz. Dönem devre ülke meselelerine ilişkin düşüncelerimizi de birbirimizle paylaşıyoruz. Özel'in yaklaşımını biz de, tabanımız da pozitif olumlu olarak değerlendiriyoruz.”

"DEM Parti ile AK Parti'nin dolaylı bir anayasa çalışması yürüttükleri gerçeği yansıtmıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni anayasa konusunda DEM Parti’nin desteğini almak amacıyla bu görüntüleri verdiği yönündeki eleştirilerin anımsatılması üzerine Bakırhan, TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, bir anayasa yapma misyonu ve görevi olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı mevcut mı, mevcut fakat bu, Komisyon’un işi değil. Dolayısıyla Meclis'te başta grubu bulunan partiler olmak üzere bu meseleden müstakil bence önümüzde günler, aylar, yıllar var.

Demokratik bir anayasa gündemini açmaları Türkiye'nin yararına olur. Mevcut haliyle yapılan tartışmalar durumu fazla tarif etmiyor. DEM Parti ile AK Parti'nin dolaylı bir anayasa çalışması yürüttükleri gerçeği yansıtmıyor. Bizim de öyle bir gündemimiz yok, komisyonun da böyle bir gündemi yok. Bize böyle bir gündemde bir teklif yok, bir talep yok, bir tartışma yok. Mevcut komisyonun anayasa yapma gücü, kapasitesi, yeterliliği yok. Belli amaçla kurulmuş, belirli bir süreyle kurulmuş bir komisyon.

Ama Türkiye'deki bu sorunların temel kaynaklarından birisi, geçmişten beri askeri darbe dönemlerindeki yamanarak bugüne gelmiş Anayasa'dır. Bunun demokratikleşmesi gerekiyor. İkinci yüzyılda Türkiye demokratik bir anayasayı adalet ediyor.

Bir parti anayasası değil ya da toplumun bir kesimin bir anayasası değil, demokratik Türkiye anayasası yapılabilir. Bu konuda biz düşüncelerimizi söyleriz. Mevcut komisyonun bir anayasa gündemi yok. Bize üretilmiş bir şey yok. Böyle bir tartışma yok. Böyle bir misyonu yok. Bu cin yürütülen tartışmaların da süreci bozmaya manipüle etmeye dönük olduğunu belirtmek istiyorum.”

“Sayın Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşların serbest bırakılması gerekir”

Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki beklentilerin anımsatılarak, bunun sürece etkisinin sorulması üzerine, Bakırhan şöyle konuştu:

"Bu süreçten bağımsız, Sayın Demirtaş, Başkanımız Figen Yüksekdağ Kobani kumpas davasında yargılanan tüm arkadaşların serbest bırakılması gerekiyor. Süreçten bağımsız. AİHM üç kere karar vermiş. Türkiye'ye süre tanınmış. 8 Ekim'de süre doluyor. Yani bu bir şart, bir şart değil, bir gerekliliktir. Hukukun bir gereğidir, verilen kararların bir sonucudur. Bu bir taviz değil. Sayın Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşların serbest bırakılması gerekir. Bu, süreci de onarıcı, toplumun kafasındaki kaygıları, soru işaretlerini giderici bir adım olur. Sürece katkı sunar. Sayın Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın dışarıda olmaları halinde de sürece fazla aktif destek verebileceklerini, fazla aka katkı koyabileceklerini düşünüyorum. İçeride olmalarına rağmen Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşlarımız bu süreçte fazla aka destek verdiler bizlere. Çok aka emek ortaya koydular. Bu süreci onlarla beraber yürütüyoruz. Böylesine bu süreçte katkı sunacak arkadaşlarımızın halen AİHM kararına rağmen, üç kere verilen kararına rağmen içeride tutulması anlaşılır gibi değil.

Ama süreç ile bağını kurduğumuz zaman da Kürt'ün kafasındaki soru işaretini, itimat güvensizlik meselesini ortadan kaldırır. Bakın fazla kolay bir şey söylüyorum, toplumun sürece desteği yüzde 60-70’lerde. Ama işte bir tarafa itimat aynı oranda değil. Evet, Kürt meselesi çözülsün, sulh sağlayalım. Bu ülkede artık çatışma ve şiddet olmasın. Kürtler bu toprakların asli, değerli, onurlu bir halkıdır. Ama tersten, güveniyor musunuz? 'Hayır, güvenmiyoruz. Çözülsün fakat güvenmiyoruz.'

Şimdi burada aslında toplum, kamu dediğimiz bizi mevcut eden o dinamikleri dikkate almak gerekmiyor mu? Türkiye toplumu "Sorun çözülsün" diyor. Ama işte soru işaretleri var. Kime var? Yıllardır iktidar olan… İktidarın bu konuda samimi olup olmadığını sorguluyor.

“İmamoğlu ve arkadaşları niye içeride, tutuksuz yargılanamazlar mı”

Peki toplumun kafasındaki bu güvensizliği ortadan kaldırmanın yolu nedir? Sadece Sayın Demirtaş değil. Yani İmamoğlu ve arkadaşları niye içeride? Tutuksuz yargılanamazlar mı? Yargı var, değerlendirir. Eğer gerçekten günün sonunda ceza alırsa zaten gereği yapılır. Dolayısıyla onarıcı, itimat verici adımlar atmak gerekiyor. 'Çözülsün' diyenlerin bu sürece destek ve katkılarını almak için gerçekten 'Evet Türkiye hukuk yolunda, demokrasi yolunda, adalet yolunda ilerliyor, ilerlemeye başladı dedirtmek için de gene bu adımların atılmasını, Demirtaş ve Yüksekdağ'ın arkadaşlarıyla beraber serbest bırakılması gerektiğini belirtmek istiyorum.”

“Dümen şu anda AK Parti'de. Bence AK Parti bu meselede dümeni Milliyetçi Hareket Partisi'yle paylaşmalıdır”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve kurmaylarının aksine AK Parti cephesinin somut adımlar konusunda yavaş hareket ettiği eleştirilerini değerlendiren Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Dümen şu anda AK Parti'de. Bence AK Parti bu meselede dümeni Milliyetçi Hareket Partisi'yle paylaşmalıdır. Niye diyeceksiniz? Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi daha somut öneriler ile ortaya çıkıyor. İnfaz yasasından uzun tutukluluğa, Terörle Mücadele Kanunu’ndan TCK'ya ve benzeri konulara kadar. Dolayısıyla AKP'nin biraz daha somuta yönelmesi, biraz daha somut konuşması ve somut adımlar atması için bence dümeni Milliyetçi Hareket Partisi ile paylaşmalıdır. MHP'nin durduğu yer önemlidir.

Bu meselenin çözümüne dönük bir yıl önce aslında başlattığı süreç onlar açısından bence doğru yürüyor. Özellikle hukukçuları ve yöneticilerin yaptığı sağduyulu açıklamaları fazla önemsiyoruz fakat sadece sözde kaldığı için de bir üretime dönüşmedi.

Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi'nin bugüne kadar yapmış olduğu değerlendirmeler ve somut öneriler konusunda adım atmaya, AK Parti'ye adım attırtmaya artık biraz da somut adımlar konusunda yoğunlaşmaya bence çağırmak gerekiyor.”

“Türkiye'deki bu sürecin önüne Suriye'nin bir set olarak çekilmesi bence fazla aka yanlışlardan birisi”

Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’de yürüyen süreci etkileyip etkilemediği sorusu üzerine Bakırhan şöyle konuştu:

“Suriye yanıbaşımızda, Kürtlerin, Türkmenlerin, Türkiye'de yaşayan Arap yurttaşlarımızın, Alevi yurttaşlarımızın da aynı zamanda kardeşlerinin, soydaşlarının yaşadığı bir coğrafya. Türkiye'deki bu sürecin önünde Suriye'nin bir set olarak çekilmesi bence fazla aka yanlışlardan birisi. Suriye'nin dinamikleri farklı, oradaki koşullar farklı, oradaki aktörler farklı. Türkiye kendi dinamikleriyle bu süreci yürütmeli fakat Türkiye'deki bu meselenin çözümü oraya pozitif yansır, orayı etkiler. En başta Suriye'yi Türkiye'deki çözüm meselesinin önüne koymak aslında biraz işi yokuşa sürmek anlamına gelir.”

Suriye’de bir seçim yapıldığını ancak Süveyda ve kuzeydoğu Suriye’de sandık kurulmadığını vurgulayan Bakırhan, şöyle devam etti:

“İlginç bir seçim. Dünyanın hiçbir yerinde olmamış. El Şara tarafından atanan Geçici Hükümet, 6 bin delegeyi kendisi belirlemiş. 6 bin seçilmiş delege orada seçim yapıyor. 210 benlik Meclis grubunu seçiyor. Zaten 70 tanesi Geçici Cumhurbaşkanı Şara tarafından atanıyor. Şimdi 6 bin delegeyi sen seçiyorsun. Kürt yok, Türkmen yok. Dürzüler yok, kadın yok, genç yok. 210 şahıs seçilecek. 70'ini de kendin belirliyorsun. Şimdi buna demokrasi mi diyeceğiz, buna seçim mi diyeceğiz? Bunun sonucunda ortaya çıkana Kürtler entegre olsun mu diyeceğiz? Dolayısıyla Suriye öbür bir dinamik. Oranın demokratik bir zemine kavuşmasının önünde fazla aka engeller var.

Bence Türkiye, Suriye'deki meseleyi buradaki sürecin önüne koymamalı. Burayı çözmeye çalışmalı. Emin olun buradaki süreci başarıyla yürütebilirsek Süveyda da soluk alır, Kamışlı da, Şam da, Erbil de soluk alır. Dolayısıyla kendi işimize odaklanmalıyız.

Kendi işimizi çözdükten sonra da orada yapıcı bir rol oynayabiliriz. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzülerin demokratik bir zeminde eşit oldukları, iradelerini yansıttıkları, güvende oldukları demokratik bir Suriye meselesinde de Türkiye yapıcı bir rol oynayabilir.

Türkiye bence oradaki bu dar, sığ, demokratik olmayan, kapsayıcı olmayan sisteme 'kayıtsız, koşulsuz entegre olun' demek yerine varsa bir gücü ve orada bir etkisi oradaki rejime önce demokratikleşmeyle kapsayıcı bir tutum takınmaya çağırmalı. Türkiye orada yapıcı rol oynayabilir.

Orada henüz bir rejim yok. Geçici... Henüz bir ordu yok. Yapay, daha önce orada bir araya gelip muhtelif grupların daha fazla cihadist grupların oluşturduğu henüz adına ordu diyebileceğimiz bir bina da yok. Dolayısıyla Suriye konusunda bence iktidar tarafı aka bir eksikliğe girdi. Umarım bundan sonra olmaz.Buradaki meselenin önüne koyarak, şart koşarak olmaz. Bu süreçler önüne şart koyarak yürüyecek süreçler değil.”

Benzer İçerikler